Din ve İnsan İlişkisini Yeniden Düşünmek

15 Temmuzda FETÖİST terör örgütü tarafından gerçekleştirilen başarısız darbe girişimi, siyasal, sosyal, kültürel ve dinsel hayatımızın her alanında derin tartışmalara neden olmaktadır. FETÖİST çetenin yıllarca hizmet ve cemaat gibi daha çok dini anlamları olan kavramların arkasına gizlenmesi, yapılan tartışmalarda dini anlayışımızın, yaşantımızın ve kültürümüzün sağlıklı bir şekilde sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Yaşadığımız büyük sarsıntı, şimdiye kadar büyük kitleler tarafından mutlak doğru kabul edilen birçok temelin sarsılmasına neden olmuştur. FETÖİZMİN yarattığı derin tahribat yüzünden bütün insani, ahlaki, ve manevi ilişkilerimizde büyük kırılmalar yaşanmıştır. Din, ahlak ve insan arasındaki ilişkinin sahih bir şekilde yeniden kurulması için din ve insan arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğine dair sağlıklı anlayışlar ve perspektifler geliştirmek için çaba harcamalıyız. Din ve insan ilişkisine dair açık, dengeli, çoğulcu, rasyonel, katılımcı, vahiy merkezli, özgür ve sorgulayıcı bir tartışma yapmamız, bugünümüz, yarınımız ve uhrevi hayatımız için hayati önem arz etmektedir.

FETÖİZMİN toplumumuzda meydana gelen sayısız kötülük ve şerrin kaynağı olduğu açıktır. FETÖİZMİN birçok şerrin kaynağı olduğundan hareketle dinin ve dindarlığında bütün kötülüklerin ve olumsuzlukların kaynağı olduğuna dair bir algı oluşturulmak istenmektedir. Dini ve dindarlığı yaşadığımız bütün olumsuzlukların kaynağı olarak sunmak, dine ve insana fanatikçe taarruz etmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Dini günah keçisi haline getirmek yerine, insanın ve dinin sağlıklı bir şekilde anlaşılması için çaba sarf edilmesi gerekmektedir. Bugün yokluğunu hissettiğimiz en önemli şey, belki de sağlıklı bir din ve insan tartışmasının olmamasıdır.

Günümüzde din ve insan arasındaki ilişkinin ne olması gerektiğine dair sağlıklı bir tartışmanın yokluğu, entelektüel, felsefi ve teolojik açılardan ne kadar sığ, geri ve yetersiz olduğumuzu ortaya koymaktadır. Felsefe, ahlak, ilahiyat, bilim ve sanat alanları arasında bütüncül bir ilişki kurmayı başaramadığımızdan dolayı, bütün bu alanlardaki anlayışımız çok yüzeysel ve yetersiz kalmaktadır. Özelikle felsefe ve ilahiyat alanlarındaki yetersizliğimiz çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Felsefe ve ilahiyat alanlarındaki yetersizliğimizin ve yüzeyselliğimizin yarattığı boşluktan istifade eden FETÖİZM gibi karanlık anlayış ve yapılar, dinin ve insanın içini birtakım hurafelerle, rüyalarla ve gizemlerle boşaltabilmektedirler. İçi dolu olan bir felsefe ve ilahiyat alanının oluşturulmasına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız bulunmaktadır.

Din, insanın doğal bir duygu, düşünce ve davranış tecrübesidir. Din, insan hayatında eğreti duran bir olgu değildir. Tarih boyunca insanlığın ve dinin içiçe geçtiği, insan olmanın dindar olmakla bir bütün olduğunu görmekteyiz. Derin ve doğal bir dindarlık olmadan felsefenin, bilimin, ahlakın, sanatın, kısacası insanı var eden her şeyin boşluğa düşeceğini söyleyebiliriz. İnsanın önündeki en büyük meydan okuma, dini doğal bir tecrübe olarak yaşamaktır. Dinle ilgili yapılan tartışmaların ve sorunların neredeyse tamamı, insanın dini doğal bir tecrübe olarak anlamamasından ve yaşamamasından kaynaklanmaktadır. Din, hayatımızda eğreti ve yapay duygu, düşünce ve davranış olarak yer tuttuğu zaman, dinimizle beraber insanlığımızda sorun kaynağı olmaya başlamaktadır. Sorun dindarlığa duyduğumuz fıtri ihtiyaç değildir. Sorun yapılması gereken, hayatımızda eğreti olarak yer alan din ve dindarlık biçimleridir.

Din, fıtri bir tecrübe olarak yaşanmak yerine, yüz yıllar boyunca hep başkalarının yaşantıları sonucunda oluşan birikimin yaşatılması şeklinde bir dayatmaya dönüştürülmektedir. Din, kişinin birinci elden yaşaması gereken bir tecrübedir. Başkalarının din anlayışlarını ve tecrübelerini taklit etmenin, dinin kendisi olduğunu vehmederek yaşamak, din ve dindarlık değildir. Böyle bir şey, ancak ikinci el bir dindarlığın sığ bir taklidinden başka bir şey değildir. FETÖİZM gibi karanlık kültler, ikinci el dindarlığı taklit etmenin dinin bizatihi kendisi olduğu şeklindeki bir anlayışı yerleştirmektedirler. Bireyin orijinal dindarlığının ortadan kaldırılarak kişinin din ve maneviyat alanında hep dışarıdan kişilere, kültlere ve kaynaklara bağımlı hale getirilmesi, insanın ve dindarlığın birlikte kaldırılması anlamına gelmektedir.

Fıtrat dini İslam’ı çürütmek ve yozlaştırmak için iki yol denenmektedir. Birinci yol dışarıdan açık bir şekilde İslam’ı insan karşıtı ve düşmanı bir din haline getirerek İslam ve insanı birbirine yabancılaştırmaktır. İslamofobi ve İslam terörizmi gibi söylemler, dış odaklar tarafından İslam ve insan karşıtı olarak üretilen kurgulardır. Fıtrat ve hakikat dini İslam’a karşı üretilen kurguların ve yanılsamaların dış kaynaklı olması halinde bunların fark edilmesi, deşifre edilmesi, sorgulanması ve değerlendirilmesi kolaydır. İkinci yol, içeriden olacak şekilde insanlığın dini, manevi ve ahlaki hayatının çürütülmesine ve dejenere edilmesine çalışmaktır. Radikal İslam’a karşı ılımlı İslam şeklinde alternatif bir dini söylemi savunduğunu söylemek, İslam’a yönelik içeriden bir yozlaşma girişimi olarak karşımıza çıkmaktadır. İçeriden olacak şekilde bir dinin özünü yozlaştırmaya çalışmak, bir dinin başına gelebilecek en büyük felakettir. FETÖİZM örneğinde, iç ve dış mihrakların İslam’ın yozlaştırılması ve çürütülmesi için oluşturdukları karanlık ve kirli bir ittifak söz konusudur. FETÖİZM etrafında oluşturulan iç ve dış ittifakın amacı, İslam’ı Allah’a kul olmayı emreden fıtrat dini olmaktan çıkarıp onu, insanı insana kul etmeyi amaçlayan karanlık bir kültün değersiz ve yoz bir aracına indirgemektir. Sahih bir din ve insan ilişkisi, ancak kula kulluğun reddiyle ve sadece Allah’a kul olmanın canlı bir şekilde yaşanmasıyla mümkündür.


09/09/2016, Milat Gazetesi

http://www.milatgazetesi.com/din-ve-insan-iliskisini-yeniden-dusunmek-makale-93899

Bir cevap yazın